Eğitim,
bireylerin gelecekteki yaşamını şekillendirecek davranışları kazandıracak çok
yönlü bir etkinliktir. Öyleyse eğitim, yaşamsal öneme sahip bir olgudur.
Okullar, eğitim sisteminin en temel, en kritik öğeleri ve alt sistemleridir.
Eğitim sisteminin amaçları, okul olarak tanımlanan formal örgütlerde
gerçekleştirilir. Sonucun alınması, okulun etkili işleyişine bağlıdır. Eğitimin
ve okulun birey ve toplum açısından çok önemli ve yararlı olduğundan kimsenin
şüphesi bulunmamaktadır. Bir ülkenin kalkınması ile eğitim sistemi arasında bir
ilişki vardır. Eğitim sorunlarını çözmüş ve azaltmış olan toplumların
kalkınmışlık düzeylerinin de yüksek oldukları görülmektedir.
Okulun
temel işlevi eğitim ve öğretimdir. Okulun işleyişinden birinci derecede sorumlu
kişi de yöneticisidir, okul müdürüdür. Öyleyse okul müdürünün de temel
sorumluluk alanı öğretim, fonksiyonu da öğretimsel liderlik olmak zorundadır.
Bir okulda müdürün liderlik uygulaması, öğretmen ve öğrencilere bireysel
gelişmeyi sağlayan amaçlarını gerçekleştirme fırsatı sağlamalıdır.
Okulların
işlevini yerine getirmesinin önündeki engellerden çoğunluğunun toplumsal
sorunların sonuçları olarak okulları da etkilemesi olsa da başta okul müdürü,
idari kadro ve öğretim kadrosuyla bu sorunların üstesinden gelmeye çalışması
gerekmektedir. Mazeretlere sığınmak sorumluluktan kurtarmadığı gibi aksine
istekle başlanan yöneticilik görevine gelmiş olmak, başarmak iddiasında olduğu
manasını taşımaktadır. Eğitim ve insan odaklı kurum olan okulların yöneticileri
özellikle bireyler arası ilişki ve iletişimi olabildiğince olumlu ve iyi yerine
getirme sorumluluğu gerektirmektedir.
Okul
yöneticisinin, sürekli birebir iletişimde olduğu başta öğretmenler olmak üzere
toplumun her kesimince, sosyal statüsünün yükselebilmesi için birçok yönden
üstün niteliklere sahip olması gerekmektedir. Bir yönetici okuldaki iletişimi
ne kadar iyiyse yönetimde de o derece başarılıdır. Öyleyse, yöneticinin
elindeki en iyi araç iletişimdir.
Herşey
bir diğer şeyle ilgilidir. Açık sistem yaklaşımıyla, değişen teknolojik,
sosyal, ekonomik ve siyasal yapılar, örgüt üzerinde, değişim yönünde, çevreye
uyum için bir baskı oluşturmaktadır.
Bir
makinenin belli bir süre üretim sonunda bazı parçalarının onarılması belki de
yenisiyle değiştirilmesi zorunludur. Hatta teknolojik ömrü dolduğunda bu
makineden tümüyle vazgeçilmesi kaçınılmazdır. Tıpkı öyle de, belli bir amacı
gerçekleştirmek için kurulan örgütlerin zamanla değişim ve yenileşme sürecini
yaşaması da kaçınılmazdır. Eğitim kurumlarının akıl almaz hızla gelişen bilgi
çağında, çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri takip ederek alıcı, toplum
yararına sunması ile verici, aynı zamanda da kendisini onarıcı ve geliştirici
konumda olması sonucu sistemin iyi değerlendirilmesine ve kendilerini sürekli
yenilemelerine gereksinim sonsuzdur.
21.
yüzyılda yönetime ilişkin yeni değerlerden; insanların ortak performansı ile
görevi başarabilmek için güçlü yanlarını etkili hale getirmek, gelenek, tarih
ve kültürü yönetim içinde kullanabilmek ulus olmanın gereği sayılabilir. Okulun
müşterisi olan öğrenci eğitimi süresince öğrendiğini mezun olduğunda toplumun
takdiri altında kullanabilmelidir. Çağdaş eğitim teknolojilerinin okulda etkin
kullanımı, öğrenme ve öğretme kuram ve yöntemlerinin maharetle uygulanması,
özgür, demokratik ve katılımcılığın sağlanması tamamen okul yöneticisinin
iletişim ve sosyal etkileşme becerisiyle doğru orantılıdır.
Eğitim,
bireye toplumsallaşmayı, kültürel aktarımı, demokratik yaşama bilincini öğreten
bir araçtır. Eğitim, insanların dünyada barış ve mutluluk içinde yaşayabilmesi
için hayati öneme sahip, sonsuz bir süreç etkinliği olduğundan, kişilerin
keyfiyetine bırakılmamalıdır. Eğitim etkinliğinin temelde gerçekleştirildiği
okullar ve yöneticilerinin de çağın gereklerine, toplumun talep ve ihtiyaçlarına
yönelik gelişimini bilimsel metotlarda takip etmeleri gerekmektedir. Eğitimi
sadece okulla sınırlandırmak yerine, yaşam boyu eğitim felsefesiyle, her zaman
ve mekanda gerçekleştirilebileceği yönünde düşünsel bir bilinç
oluşturulmalıdır. Ulusal eğitiminde yeri geldiğinde sorgulanarak, globalleşen
dünyada uluslararası normlarda ve ulusal içerikte eğitim programları
planlanmalıdır.
Türk
Eğitim Sistemi, kırtasiyeci, bürokratik ve hantal yapıdan kurtarılarak yerinden
yönetim ilkesiyle yeniden yapılandırılmalıdır. Gelişmiş ülkelerde teknolojinin
de desteğiyle okulsuz (evde-işyerinde) uzaktan eğitim yaygınlaşırken, ülkemizde
de son yıllarda oldukça mesafe katedilmiştir. Eğitimin uzaktan oluşuyla okulun
ortadan kalkması eğitim yöneticiliğinin değerini azaltmaz, aksine daha da etkin
olmasını gerektirir. Varolan genç nüfusun tümüne nitelikli hizmet vermekte bazen
yetersiz kalınan devlet okullarına özel sektörün eğitimdeki payının son
yıllarda devlet teşvik ve desteğinin de arttırılmasıyla önemli katkısı
olmaktadır.
Geleceğin
okulları, konulara değil problemlere odaklanmış, öğrenmeyi öğreten, öğrenileni organize
edebilen kullanabilen ve yöneten, toplumun değişimine öncülük eden bilgi
yönetim merkezleri olarak algılanmalıdır. Eğitim yöneticileri, okulu ve eğitim
programlarını öğrencilerin iş bulmalarını, çalıştığı işte başarı sağlamalarını,
topluma, doğaya, çevreye ve kültüre katkıda bulunmalarını sağlayacak şekilde
düzenlemelidir. Eğitim yöneticileri, okulda destekçi ve birlikçi bir yönetim
biçimi sergilemelidir.
Genel
anlamda eğitim sisteminde de varsa başarısızlığın nedeni kötü yönetimdir. Ancak
tüm sorunların kaynağı da yönetim değildir. Dünyada çok geniş bir sosyal
değişim yaşanmaktadır. Kadının rolü, nüfusların etnik ve yaş gibi demografik
yapısı, gelir farklılıkları, bilgi teknolojileri, toplumsal talep ve katılım
isteği, tarım ve üretim sektörünün pazarda etkinliğini gitgide hizmet sektörüne
bırakması, kırsal alan yerine büyüyen şehirler, insan hakları bilinci,
toplumsal çatışmalar bu değişimden bazılarıdır.
Okullar
ve eğitimcilerin bu geniş ve hızlı değişimi yakalayabildiklerini söylemek
oldukça güçtür. Eğitim yöneticileri, resmi tanımdan sıyrılarak değişimci
liderlik yönünde yol almalıdır. Eğitim yöneticileri öğrenmeye liderlik
etmelerini; insanların kritik yapmalarını, görüşlerini rahatça açıklamalarını,
dinlemeleri, soru sormalarını, araştırmaya katılımının sağlanması ve bunun gibi
değerlerin desteklenmesi olarak anlayabiliriz. Bunun için sosyal değişimle
birlikte resmi gündemin örtüşmesi sağlanmalıdır. Eğitim yöneticileri, eğitimle
ilgilenenleri toplantılara davet etmek, okulu gezdirmek ve eğitim
materyallerini zenginleştirip yaygınlaştırmaya destek anlamında ilişkilerin
geliştirilmesi önemli bir adım olacaktır.
Eğitim
yönetimini ve yöneticisini diğer alanlardan ayrı özel olarak ele almak, insanı
şekillendiren, toplumun geleceğine yapılacak müdahalenin sonuçlarının olumlu ya
da olumsuz olmasına verilecek karar olarak görmek gerekmektedir. Bununla
birlikte okullara da gereken önem verilmelidir. Okulu yönetecek kişilerin
mutlaka belli yeteneklere sahip olanlar arasından seçilmesi, yetiştirilmesi ve
zaman içinde hizmetiçi eğitimle geliştirilmesi başarının anahtarı olacaktır.
Kişisel sorunları çözümlenmiş bir yönetici, yönetsel sorunların kaynağı
olmayacak, hatta örgütsel sorunların bazılarını da kendiliğinden
çözümleyecektir.(*)
(*) Erol DEMİR, Eğitim Yöneticilerinin
Sorunları ve Çözüm Önerileri konulu Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi,
SBE, İşletme Yönetimi Bl. 02.07.2003 – 2003/9
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder