EĞİTİME SENDİKAL BAKIŞ
Sivil toplum örgütleri, kendini oluşturan kişilerin
ya da bulundukları toplumun sorunlarını kendilerine dert edinmiş duyarlı ve
gönüllü insanların, toplum yararına sorun ve ihtiyaçlara çözüm üretmek için
dayanışma ve yardımlaşmayı esas alan, devlet katkısı beklemeyen, üyelerinin
aidatları ve bağışlarla devlet imkânlarının yetmediği alanlarda özellikle
hizmet eden dernek, vakıf, kuruluş, oda, sendika gibi yasal yapılardır.
Kuşkusuz her toplumun çeşitli sorunları vardır.
Bunların başında eğitim gelir. Çünkü eğitim, toplumların stratejik, vazgeçilmez
ve ertelenemez temel kamusal ihtiyacıdır. Toplumun ihtiyacı olan gelir ve
refahını artırmanın da yegâne aracıdır. Eğitim hizmetinin geliştirilerek
iyileştirilmesi için başta hizmet alanlar olmak üzere toplumun her kesimi
tarafından gözlem ve değerlendirmelerin paylaşılması gerekir. Bunu en iyi
yapması beklenenlerin başında ise şüphesiz eğitim sendikaları gelmelidir.
Ülkemizde eğitim işkolunda hizmet veren genel
yetkili sendika tarafından
hazırlatılan “Eğitime Bakış 2018: İzleme ve Değerlendirme Raporu'nu” bu hafta kamuoyuyla
paylaştı. Kamuoyunun, eğitimcilerin, akademisyenlerin ve karar alıcıların dikkatini
çekmesi ve yeni tartışmalara zemin oluşturması amacıyla sendika olmanın
sorumluluğuyla doçent düzeyinde üç akademisyen ekibe hazırlatılan yüzaltmışaltı
sayfalık raporda; Türk eğitim sistemi, “Eğitime Erişim ve
Katılım”, “Eğitimin Çıktıları”, “Öğretmenler ve Okulların Yetkileri”,
“Eğitim-Öğretim Ortamları” ve “Finansman” ana başlıklarında MEB, OSYM, TUİK
gibi resmi veri temelli tespit, analiz, yorum ve önerilerde bulunulmuştur. Rapordan
sendikanın ismi çıkartılsa okuyanlarca resmi bir rapor zannedilecek kadar
tarafsız bir metnin ortaya çıkmış olması çalışmaya olan güvenirliği
arttırmaktadır. Bu tespite rağmen rapor, sendika genel başkanı tarafından basın
aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılması toplantısına, MEB Bakanı Sn. Ziya SELÇUK,
yardımcıları ve genel müdürlerinin katılması, konuşmasında muhataplarını
bulmuşken eğitim camiasında rahatsızlık yaratan konulardaki tutum ve
kararlarını nezaket içinde ama net bir şekilde paylaşması açısından kendisinden
beklenen işlevi yerine getirdiği kanaati oluşturmaktadır. Rapor için gerekli
ama açık yayında olmayan verilerin de MEB tarafından verilmiş olması şeffaflık,
hesap verebilirlik ve demokratik ortamın olumlu yönde gelişme göstergesi
sayılabilir. Aynı konu ve kişilerin iki farklı durumdaki tavırları, bir yandan
temsil ettiği kitlenin haklarını gerektiği yerde ve şekilde korurken diğer
yanda ülkenin en önemli meselesi eğitim sistemine yönelik tespit ve önerilerle
iyi bir örnek duruş olmuştur.
Tarihsel olayların tartışılmasında tüm değerlendirmelerin döneminin
şartlarında yapılması gibi yaklaşım doğru kabul edilir. Ülkemizin eğitimdeki
durumunun sürekli olarak Dünya, AB ve OECD ülkeleriyle karşılaştırılmasının çok
da doğru olmadığı kanaatindeyim. Zira eğitim sistemleri ülkelerin kültürel ve
tarihsel geçmişleri sosyo-ekonomik ihtiyaçlarına göre şekillendirilirler.
Raporun “daha nitelikli
ve daha kapsayıcı eğitim noktasında neredeyiz”, “hangi engellerle, fırsatlarla
karşı karşıyayız”, “neler yapıldı, başarıldı, yapılmalı” sorularına -bakış
açısı farklılıklarını da yok saymayarak- cevap üretecek ana başlıklara ve ara
formlara dair verilerin paylaşıldığı ve analiz edildiği, sendikanın önerilerinin
deklare edildiği bir içerikle oluşturulduğu görülmektedir.
Raporda dikkat çeken
tespitlerden bazıları şu şekildedir. OECD ülkeleri ortalamasına göre ortalama
kamu okul müdürü maaşı, ortalama öğretmen maaşının 1,5 katı civarındadır.
Türkiye’de okul müdürü ile öğretmen arasındaki maaş farkı diğer ülkelere göre
nispeten daha azdır. Devlet okullarında çalışan tüm öğretmenlerin yaş
ortalaması 38, yaş ortancası ise 37’ dir. Türkiye’deki öğretmenlerin yaş
ortalamaları OECD ülkelerinden oldukça düşüktür.
Türkiye’nin OECD
ortalamalarında öğretmen başına düşen öğrenci sayılarına ulaşması için toplamda
130 bin 500 civarında öğretmen açığı vardır. Sadece ilköğretimde ikili eğitime
son verebilmek için 27 bin derslik ihtiyacı bulunmaktadır. 2018 yılı için Türkiye’de
öğretmenlerin %10’ u lisansüstü eğitim düzeyinden mezundur.
Türkiye, bütün OECD
ülkeleri içerisinde en düşük okul özerkliğine sahip ülkedir. Türkiye’de
kararların sadece %8’ i okul ve yerel düzeylerinde alınırken OECD ülkelerinde
ise kararların %47’ si okul ve yerel düzeylerinde alınabilmektedir.
Temel liselerdeki
öğretmen sayısı 20 binin ve öğrenci sayısı ise 200 binin üzerindedir. Hatta 9.
ve 10. sınıflardaki öğrenci sayısı geçmiş yıllara göre artmıştır. Bu gelişmeler
dikkate alındığında, Bakanlığın temel liselere ilişkin öngördüğü politikaları
bir an önce belirlemesi ve kamuoyu ile paylaşması gerekmektedir.
Açıköğretim sistemi
başarısız öğrencilerin yerleştirildiği bir okul türü olmaktan çıkarılmalı ve
yüz yüze eğitim kapasitesini arttırmaya yönelik politikalar geliştirilmelidir.
Lise mezuniyet oranlarının hızlı bir şekilde artırılması sağlanmalıdır. Bu
çerçevede, okul terki ve devamsızlık sorunlarını azaltmaya yönelik tedbirler
artırılmalıdır.
Yükseköğretime geçiş
sınavları olan AYT ve TYT net ortalamalarının oldukça düşük olduğu,
öğrencilerin temel bilgi ve becerileri elde ettikten sonra sistemden mezun
olmalarını sağlamalıdır. Yükseköğretime yönelik arz ve talep dengesizliği son
yıllarda daha da artmaktadır. Bundan dolayı yükseköğretim sistemindeki arz ve
talep arasındaki denge sorununu çözmek için yükseköğretim sistemi büyütülmeye,
yeni üniversiteler açılmaya ve kontenjan artışları sağlanmaya devam
edilmelidir. Buna ek olarak, hem ortaöğretim mezunlarının hem de yükseköğretim
mezunlarının iş piyasasının taleplerine uygun beceriler kazanmasına yönelik
tedbirler alınmalıdır. Genelde lise mezunlarının özelde ise meslek lisesi
mezunlarının istihdam imkânlarını artırıcı politikalar geliştirilmelidir.
Yaklaşık 200 bin
üniversite mezunu ve 450 bin üniversite öğrencisi yeniden üniversite giriş
sınavına başvurmuştur. Bu kadar yüksek sayıdaki mezun ve öğrencinin üniversite
giriş sınavına neden tekrar başvurduğuna yönelik kapsamlı araştırmalar
yapılmalıdır. Özellikle lisans programlarına ayrılan kontenjanların dörtte
birinin boş kalması yükseköğretime yerleştirme sisteminde ciddi bir
verimsizliğin olduğunu göstermektedir.
Birçok ülkede uygulanan
okul çocuklarına yönelik öğle yemeği programı Türkiye’de yoktur. Özellikle tam
gün eğitim yapan ilkokullarda aileler ve çocuklar için öğle yemeği önemli bir
sorundur.
2008–2017 yılları
arasında genel lise mezunlarının istihdam oranları %42,9’ dan %47,6’ ya; lise
dengi mesleki okul mezunlarının istihdam oranı %57,4’ ten %58,2’ ye
yükselmiştir. İşsizlik oranlarına bakıldığında, genel lise mezunlarının
işsizlik oranı %12,6’ dan %13,3’ e yükselmiş; lise ve dengi mesleki okul
mezunlarının işsizlik oranları ise %11,7’ den %11,9’ a yükselmiştir. Bu
verilere göre, mesleki okul mezunları, genel lise mezunlarına göre istihdam edilme
ve iş sahibi olma açısından daha avantajlı durumdadır. OECD ülkelerinde 25–64
yaş arası ortaöğretim mezunlarının istihdam oranı ortalaması %75 iken
Türkiye’deki ortaöğretim mezunlarının istihdam oranı %63’ tür. Türkiye,
Yunanistan ile birlikte OECD ülkeleri arasında ortaöğretim mezunlarının
istihdam oranı en düşük olan ülkelerden biridir. Türkiye’nin 25–34 yaş arası
ortaöğretim mezunlarının istihdam oranı %65, işsizlik oranı ise %11,3’ tür
Basın toplantısında belirtilen; “Eğitim
sistemini daha iyi hale getirmede en önemli unsur öğretmendir. Öğretmenleri
yeniden öğrencilikle buluşturmak isteyen bir kitle var. Türkiye'nin nitelikli
öğretmen sorunu yok. Çünkü öğretmenlerimizin veri olabilecek bir nitelik
eksikliği söz konusu değildir. 'Bir eğitim sistemi ancak öğretmenleri kadar iyidir.
Öğretmenler, evrensel ve herkes için kaliteli eğitim açısından vazgeçilmezdir' vurgusu
yapılıyor. Sendika olarak biz de Türkiye'deki eğitim sistemini daha iyi hale getirmede en önemli
unsurun öğretmen olduğunu savunuyoruz. Kendisine
hizmet edenleri mutlu etmeyen bir eğitim sisteminden, bireyin ufkunu, toplumun ve
ülkenin refahını artırması beklenemez. Konu eğitimse, kimsenin 'bana ne' pozisyonu almaya da 'sana ne'
ötekileştirmesi yapmaya da hakkı yoktur. İnsanı öncelemenin ve çözüm odaklı
olmanın hakkını verme gayretiyle sendikacılık yapıyoruz. Bütün kamu
görevlilerinin ek gösterge beklentilerini karşılamak gerekiyor. Sözleşmeli
öğretmen istihdamı sonlandırılmalı, kadroya geçiş süreci ivedilikle
başlatmalıdır. Yüksek lisans ve doktora programlarını tamamlayan öğretmenlerin
mali ve özlük hakları iyileştirilmelidir. ” beyanları raporla birlikte
hatırlanacak önemde kayıtlara geçmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder