Ülkemiz de kaçınılmaz olarak modernizmden nasibini
almış olmasına rağmen hala bazı gelenek ve göreneklerimiz yaşatılmaya
çalışılmaktadır. Esnafın hala sabah ilk alışverişine “siftah sizden bereketi Allah’tan”
demesi bunun küçük bir işaretidir. Bazıları geçmiş ve geleceğimizle bir bağ ve
denge kurarak değişime uğrasa bile güzel geleneklerin yaşatılması toplumun
ihtiyacıdır. Şimdilerde adına etik dediğimiz ahlaki davranış ve mesleklerin
kanunlarda yer almayan kurallarına olan ihtiyacımız her geçen gün daha da
artmaktadır. Buradan geçmişte varolan tüm gelenek ve göreneklerin yeniden
birebir uygulamaya konulmasını anlayamayız. Ancak her ikisinin sentezi pekâlâ
mümkün olabilir. Bazen nostalji olsun diye sergilenen bir takım ritüelleri
seyretmek hangimizin hoşuna gitmiyor ki?
Üretim yaparken verimlilik ve rekabeti korurken
zayıf ve güçsüze de yaşama hakkı tanınması sağlanamaz mı? Bu ortamı iş hayatı
için ahilik ilkeleriyle bir parça da olsa sağlamak mümkün olamaz mı? Yani
geçmişin güzel değerleriydi diyerek nostalji de olsa anlattığımız bazı
değerleri tekrar ihya ve inşa edemez miyiz?
Ahilik kurumu Osmanlı’da merkezî devletin güçlendiği
son döneme kadar toplumsal, ekonomik, dinî ve ahlaki alanlarda önemli rol
oynamıştır. Ahilik; Moğol ve Haçlı saldırılarının ardından bozulan Anadolu
birliğinin yeniden sağlanmasında önemli roller üstlenen sufi meşrepli bir
kurumdur. Fütüvvet usullerini iş, sanat ve zaviye hayatına tatbik eden Ahiler
sadece şehirlerde değil, köylerde de etkili olmuşlardır. (1) Ahilik, 13. ve 19. Yüzyıllar arasından 600 yıl, Anadolu ve yakın coğrafyasında yaşamış olan
Türk Halkının iş, zanaat, meslek, ticaret ve toplum hayatının düzenlenmesini,
gelişmesini, tüketici ve üreten haklarının korunmasını, kaliteli mal
üretilmesini sağlayan önemli bir oluşumdu.(2)
Ahilik, yardımlaşmaya dayanan esnafın
teşkilatıydı.
O günkü koşullar bugün yok diyerek baştan bu
değerlere karşı çıkmak, aslında değişmeyenin insan olduğunu unutmaktır. Biz
yine insan olmanın fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını taşımaktayız. Bir mal ve
hizmet satın alırken beklentilerimizi tüketici hakkı olarak tanımlayan yasal
kurallar tüm sorunları çözüyor mu? Esnaf, zanaatkar, ticaret ve sanayi erbabı
kendi aralarındaki ilişkilerini düzenlemede var olan sektörel oda, birlik ve
federasyonlara rağmen dernek ve vakıflar kurmaktadır. Bu durum hala sosyal
birtakım ihtiyaçların varolduğu şeklinde yorumlanabilir.
Yüzyıllar önce biraraya gelen esnaflar yüzlerce
kural koyarak toplum ve iş hayatını düzenleyerek insanların ihtiyaçlarını
karşılarken kendi aralarında birlik, beraberlik ve dayanışmayı sağlamaya
çalışmışlardır. Bugün sadece çeşitli belge, sertifika ve diplomalarla yetki
alarak işe başlamak yasal şartları yerine getirmek, milli manevi ahlaki ve
mesleki değerleri gözardı ederek iş yapmaya çalışmak ne bu işi yapanları ne de
hizmet alanları tam anlamıyla mutlu edebilir.
Levha haline getirilerek bugün işyerlerinde asılan “ustalığa
yükselen gence nasihat” olarak törende de söylenen bu kurallardan bazıları; “Harama
Bakma, Haram Yeme, Haram İçme. Doğru, Sabırlı, Dayanıklı Ol. Yalan Söyleme. Büyüklerinden
Önce Söze Başlama. Kimseyi Kandırma. Kanaatkâr Ol. Dünya Malına Tamah Etme.
Yanlış Ölçme, Eksik Tartma. Kuvvetli ve Üstün Durumda İken Affedici, Hiddetli
İken Yumuşak Davranmayı Bil. Kendin Muhtaç İken Bile, Başkalarına Verecek Kadar
Cömert Ol.” Şeklinde sıralanmaktadır. Ahiliğe kabul edilenlerin
oturup-kalkmaktan tutun da yemek, su içmek, söz söylemek, sokakta yürümek,
hasta ziyareti gibi sosyal hayatı düzenleyen oldukça ayrıntılı kuralları da
bulunmaktadır.
Ahîlik kurumundaki, meslek eğitiminde izlenen
“işbaşında eğitim” metodunun bir diğer adı da, “usta-çırak eğitimi” metodudur. Ahîliğe
girenler aynı zamanda çırak sınıfından sayılır ve bir ustanın yanında sanat
öğrenmeye başlar. Çırak ustasının yanında işin yapılış tarzını öğrenir ve
istendiğinde kendisi uygular. Sanatta belirli bir yol alındığı zaman, usta
çırağına iş verir ve yapmasını ister. İstenilen düzeye gelen çırak bir törenle
kalfalığa terfi ettirilir. Bu eğitim tarzı ustalığa kadar devam eder,
olgunlaştığı kabul edilen ve usta olan dilediği takdirde kendi işyerini açar.
13. yüzyılda yaşamış büyük düşünür Mevlana’nın
eğitim anlayışına göre; “Eğitimin ilk amaçlarından biri, kişinin
olgunlaştırılmasıdır. Çünkü olgunlaşma sağlanmadan bilgi ve hüner bir işe
yaramaz. Kişide olgunluk esastır; bilgisizlik bile olgun kişide bilgi ve hüner
haline gelir; olgun olmayan kişide bilgi ve hüner ise, bilgisizlik ve
hünersizliğe dönüşür.”(3)
Ahlâkî eğitim metotları arasında da yer alan bu
yöntem, meslek eğitiminde de geçerlidir. Çıraklığa alınan kişiye meslek
bilgileri, beceriler ve hünerler, basitten karmaşıklığa, kolaydan zora doğru
uzanan bir süreçte kazandırılmaya çalışılır. Bu metoda göre işyerine giren
çırağa, işyerinin en basit işleri verilir ve bunları kavradıkça daha ağır işler
verilir. Ancak, bu yöntemle çırağa sanat sevdirilir ve benimsetilirdi. Meslekî
eğitimde çırağa davranışlar (beceriler) belirli sıra ile kazandırılır ve
bunların kazanılıp kazanılmadığı devamlı kontrol edilir. Ahîlik kurumunda
meslekle ilgili davranışlar sadece işin kendisi ile ilgili değildir.
Davranışlar, mesleğin bütününün yerine getirilmesi ve diğer sanatkârlara karşı
davranışları da kapsamakta idi. (4)
Ahilik bizim kültürümüzün temel değerlerinden
biridir. Ahilik sadece esnaf ve zanaatkâr kurumu değildir, bir medeniyet
projesidir ve manevi boyut içerir. Ne var ki, Ahiliği senede bir kutlanan
romantik anma törenleri olarak bırakmamak, bunun yerine kültürel belleğimizin
tazelenmesi ve müktesebatımızın hayata geçirilmesi için vazgeçilmez unsurlardan
biri olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bunu yaparken de modern dönemin
getirdiği yeniliklerin göz önünde bulundurulması gerekir.(1)
Mezuniyet törenine katıldığım
Kapadokya Meslek Yüksekokulu, öğrencilerine bu mutlu günlerinde yabancı bir
ülke geleneği olan kep fırlatmak yerine cübbelerinin omuzunda bulunan kuşağı
onları yetiştiren öğretmenleri tarafından törenle beline bağlayarak artık o
mesleği yapabileceğini ve bu kuşağı kendilerince saklanmasını ahilik
değerlerimizin yeniden canlandırılıp yaşatılabileceğinin güzel bir örneğidir.
Ahiliğin özü; karşılık sevgi, saygı ve hoşgörü,
adalet, doğruluk, üretici ve tüketicinin korunması, standart ve kaliteye dikkat
etmek, cömert ve akılcı olmak, dindar ve nefsine hakim olmak, çalışkan ve
erdemli ve kendini halkına adaması şeklinde açıklanmaktadır. (2) Bugün milli
eğitimde önemli bir proje uygulanmakta olan değerler eğitimi, geçmişte
milletimizin sahip olduğu ve koruyamadığımız güzel hasletlerimizdi. Değerlerin
bizden sonrası kuşaklara aktarılmasını sadece okuldan beklemek yerine aileden
başlayarak toplumun her kesiminden çaba göstermek gerekmektedir. Bu konuda
güzel örnekleri ortaya çıkarmak ve yaygınlaştırmak gelecekte toplumun huzurla
yaşaması için önemli bir katkı olacaktır.
(1) http://www.tasam.org/tr/icerik/26798/kuresel_is_modeli_ahilik
(2) www.esnafbulteni.com, “Şimdi Ahilik Zamanı” Tümay
Mercan, Kocaeli Üni. Öğr.Gör.
(3) http://www.kamuajans.com/egitim-personeli/mevlananin-egitim-modeli-h495563.html
(4) https://anayasa.wordpress.com/2009/01/13/ahilik-gorgu-kurallari
- 22/04/2016
BU ZAMANDA AHİLİK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder