EN İYİSİNİ YAPTIK
Hangi
sebeple olursa olsun insanların evini, yurdunu, sevdiklerini ve vatan diye
bildiği toprakları terk etmesi kolay olmasa gerekir. Hele de bu bilinçli ve
isteyerek değil de zorunlu bir göç ise insanlarda oluşturacağı olumsuz etkilerini
ve duyguları anlamak için herhalde yaşaması gerekir. Bu yer değiştirmeler
bireysel olabildiği gibi ülke yönetiminin zulme varan uygulamaları, savaş, afet
ve ekonomik sebeplerle olağanüstü durumlarda yoğun ve topluca da
olabilmektedir. Komşu ülkelerde yakın tarihte yaşanan olaylar sebebiyle ülkemiz
bu gibi toplu mülteci ve sığınmacılara kapılarını açmak zorunda kalmıştır.
Yaklaşık onsekiz yıl önce Irak Körfez Savaşı ve altı yıl önce de Suriye’de iç
savaşın başlamasıyla ülkemize göçler yaşandı. Gelen insanların az bir kısmı da
ülkemizden diğer ülkelere istenmedikleri halde yasadışı yollarla geçiş yapmaya
çalışırken ölümle yüzleştiler ve medyada unutulmayacak görüntülerle haber olup
hafızalara kazındılar.
Özellikle
savaş sebebiyle yaşanan zorunlu göçlerde en çok mağdur olan yaşlılar, kadınlar
ve çocuklar olmaktadır. Suriye’den ülkemize gelen yaklaşık üç milyon insanın
yarıya yakını da eğitim çağındakilerdi. Bunun yanı sıra Irak, Afganistan ve
diğer ülkelerden gelenlerinden eklenmesiyle yaklaşık iki milyona yakın çocuğun
ülkemizde bulunduğu belirtilmektedir. Geçici koruma altındaki bu misafirlere
ilk önceleri sadece hayatta kalma adına güvenlik, sağlık, barınma ve yeme-içme
gibi insani ihtiyaçlar yeterken zaman uzadıkça eğitim de zorunlu olarak gündeme
gelmiştir.
İlk
andan itibaren net duruşuyla devletimiz ve milletimiz ihtiyacı olan bu
insanlara gereken cömertlik, misafirperverlik ve ev sahipliğinde bulunmuştur.
Dünyanın en medeni olduğunu iddia eden zengin ülkeleri, yüzlü rakamlarla
seçerek göstermelik aldıkları mültecilerin ülkemizde kalması ve kendilerine
sorun ve yük olmaması için bir miktar para yardımı vaadinde bulunmuşlardır.
Devletimiz bu konuya öyle önem verdi ki daha önce ihtiyaç olmadığı için
kurulmamış olan İçişleri Bakanlığı bünyesinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğünü
kurarak ülkemizdeki yabancılara daha iyi hizmet verilmesi için gerekenleri
yapmaya başladı. Yine bu amaçla Milli Eğitim Bakanlığı, Hayatboyu Öğrenme Genel
Müdürlüğü bünyesinde Göç ve Acil Durum Eğitim Daire Başkanlığı bile kurmuştur.
Dünyanın her yerinde ülkenin insanına vatandaş, diğer ülke vatandaşlarına
yabancı, göçmen, kalmak talebi varsa mülteci/sığınmacı olarak tanımlanır. Bizim
kültürümüzde ise ev sahibi misafirlerine iyi davranır ve elinde nesi varsa
paylaşıp onun rahat etmesini sağlar, ihtiyaçlarını da karşılar. Mensubu
olduğumuz İslam dinine göre de ev sahibi ensar, gelenler de muhacir olarak
isimlendirilir. Halen Osmanlı İmparatorluğunun genişlediği yüzyılda bugünkü
ülke sınırları dışına yerleştirilmiş aynı ırk ve dinden insanımızın ülke
sınırlarının değişmesiyle anavatana gelenlerine de muhacir olarak
isimlendirilmiştir.
Her
dönemde olduğu gibi göçte de maddi durumu iyi olanlar kendilerine yeni bir
yaşam kurdular. Çocuklarını gerek özel gerekse de devlet okulunda okutmayı başardılar.
Geriye kalan çoğunluğu da Geçici Eğitim Merkezlerinde önceleri kendilerinden
yönetim ve öğretmenlerle eğitime başladılar. Diğer yandan yoğun yaşadıkları
yörelerde devlet okullarında farklı sınıflarda ayrı olarak eğitim verilmeye
çalışıldı. Milli Eğitim Bakanlığı daha sonra bu merkezleri en yakın devlet
okullarıyla ilişkilendirerek bizim yönetimimizde öğretmenlerimizi de sözleşmeli
olarak hizmete sundu. Planlı bir şekilde öncelikle dil eğitimi ve okula
uyumları sağlanırken bu kişilere hizmet verecek yönetici ve öğretmenlere
“kapsayıcı eğitim” hakkında seminerler verildi. Bakanlık cesur bir karar alarak
üç yıl önce 1, 5 ve 9. sınıflardaki Suriyeli öğrencileri eğitim merkezi yerine
Türk okullarına kayıt alarak eğitime başlanmıştır. Bu öğrencilerin not, devam
ve mezuniyetlerinin takibi için Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak YÖBİS
Yabancı Öğrenci Bilgi İşletim Sistemi de kurmuştur. Bırakınız ikinci sınıf
insan ya da vatandaş görüp kötü davranmayı kendi çocuklarımızla aynı sınıfta
eğitimlerine imkân sağlanmıştır. Resmi verilere göre; ülkemizde dörtyüzbin
bebek doğduğu, okula gidebilen Suriyeli çocuk sayısının altıyüzellibin olduğu
açıklanmıştır.(1)
Okullarda
ya da sosyal yaşamda bu kişilerin etnik köken, dini, cinsiyet, sosyo-ekonomik,
engellilik gibi her türlü ayrımcılığa maruz kalmaması için taraflarda
farkındalık gerekirken koruma altındaki bu çocuklara da psikolojik destek
yapılmaktadır. Savaşı gören, yaşayan, varlıklarını ve yakınlarını kaybeden her
bireyde travma oluşur. Yabancılarla aynı ortamları paylaşanların bilmesi ve
dikkat etmesi gereken hususların bilinmesi her iki tarafında mutsuz olacağı
olayların yaşanmasını önleyecektir.
Ülkelerinden
geldiklerinde bebek ve çocuk olanlar şimdi okullarımızdalar. Onlar da
karnelerini aldılar. Geçen hafta gazetecilerin bu çocuklardan bazılarıyla
yaptığı röportajlarda söyledikleri de ilginçti. Çocukları çoğu kendi ülkelerine
dair hiçbir şey hatırlamıyor. Artık Türkçe konuşup kültürümüzle yetişen ve
kendilerini Türk gibi hisseden çocuklar var ülkemizde. Bazıları “ben
Türkiyeliyim, burada mutluyum, arkadaşlarım var ve geri dönmek istemiyorum”
diyor onlar söylemezse bazılarının Suriyeli olduğunu bile anlayamıyorsunuz. (2)
Daha önce özellikle başta Suriyeli göçmenler olmak üzere ülkemizde yaşayan tüm
yabancı uyruklu insanlar hakkında onlarla hiç tanışmamış ve iletişim kurmamış
ve olumsuz düşünen öğrenci ve öğretmenlerin bir süre sonra fikirlerinin
değiştiğini paylaşmaktadırlar.Statüsü ne olursa olsun uzun dönemli ülkemizde yaşamak durumunda kalan yabancıların topluma uyumu ve kendi ihtiyaçlarını sağlayabilmek için çalışıp kazanmalarına imkân sağlamak da gerekti. Bir kısmı zaten gizli ve kayıtsız olarak çalışmaya başlamıştı bile. Sigortalı olarak resmi yabancı çalışmalarına hatta işyeri açmalarına da izin verildi. Ülkemizde bir yanda eğitimli iş arayan işsizler diğer yanda eleman arayan işverenlerin olduğu gözönüne alındığında bir anlamda işi veya çalışma şartlarını beğenmeyenlerin var olduğu düşünülebilir. Bu boşluğu, isteyelim ya da istemeyelim başta Suriyeli olmak üzere diğer ülke vatandaşları zaten doldurmaktadır.
Kucak açtığımız insanların başta kendilerine sonra da ekonomiye sunabilecekleri katkının gözardı edilmemesi gerekiyor. Tam bu noktada yine mesleki eğitim imdada yetişebilir. Gerek örgün eğitimde okuyan öğrencilere meslek liselerinde gerekse diğerlerine meslek edindirme kurslarıyla meslek sahibi yapıp çalışıp üretebilmelerine destek olunmalıdır. Bu sayede toplumsal uyumlarına katkı sağlanabilir. Bu durum sadece onların değil artık bizim de bir sorunumuz ve geleceğimizdir. Onlara balık vermek yerine balık avlamayı öğretmeliyiz. Bir zamanlar Almanya, bizim sağlıklı okuryazar köylü/kentli vatandaşlarımızı göçmen işçi olarak başvuranları seçip almış ve meslek edindirerek üretken hale getirerek işgücünden faydalanmıştır. Bunun gibi bir proje uygulanması işgücü piyasasında kontrollü bir şekilde adaptasyon daha faydalı olabilecektir.
Makro planda nüfus, ülkeler için stratejik bir güç ya da tehlikedir. Buna rağmen ülke olarak hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan uluslararası temel insan ve çocuk haklarını gözeterek elinden geldiğince üstüne düşünleri yerine getirmeye çalışmaktadır. Biz eğitimciler, tıpkı doktorlar gibi hiçbir etki altında kalmadan eğitim hizmetini sunmaya devam etmekteyiz. Kimse münferit olaylara takılıp şehir efsanelerine inanıp bu bütünsel fedakârlığa gölge düşürmemelidir. Tüm dünyaya eşi görülmemiş bir insanlık örneği gösterilmiştir.
(1)https://oygm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2017_12/18120126_ogretmen_el_kitabi_BASKI.pdf_-_OgretmenElKitabi.pdf
(2) Gizem Coşkunarda, Hürriyet Pazar,
20/01/2019, s. 8
EN İYİSİNİ YAPTIK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder